Bugun...


Erdem Levent

facebook-paylas
Nakba günü
Tarih: 22-05-2021 21:35:00 Güncelleme: 22-05-2021 21:35:00


Nakba’nın Türkçe karşılığı talihsizlik günü anlamına gelmektedir. Filistinliler açısından ise Nakba; kelimesi, felaket olarak olarak görülen İsrail Devleti'nin bağımsızlık ilanını ve ardından gelişen olayları nitelemek için kullanılmaktadır. Bu nedenle İsrail'in bağımsızlığını ilan ettiği tarih olan 14 Mayıs 1948 tarihini takip eden gün olan 15 Mayıs 1948 Nakba Günü olarak sembolleşmiştir.
1948 yılından itibaren ölen ya da öldürülen Filistinlileri anmak, yaşanan sürgünün ya da göçlerin sonucunda kaybedilen toprakların, malların, mülklerin ve hakların yasını tutmak için her yıl 15 Mayıs tarihinde, Filistinliler tarafından ülkelerinin dört bir yanında anma programları gerçekleştirilmekte ve Siyonizm’e karşı propagandalar yapılmaktadır. .
İslam Dünyası ile batı dünyası arasındaki ilişkileri geren uyuşmazlıkların başında; İsrail’in işgaliyle ortaya çıkan Filistin meselesi gelmektedir. 
İslam dünyası Filistin meselesini basit bir toprak sorunu değil, bir insanlık ve adalet meselesi olarak görmektedir.
1917 Balfour Beyannamesi ile başlayan ve 1948’te Filistin toprakları üzerinde bir İsrail devletinin kurulması ile sonuçlanan süreç; 1967 yılında İsrail’in Kudüs’ü işgal ederek ebedi başkent ilan etmesi ile had safhaya taşınmıştır.
Yüzlerce yıldır yaşadıkları vatanlarını kaybeden Filistinliler, özellikle 1967 Arap-İsrail Savaş’ından sonra büyük travmalar yaşadıkları bir döneme girmişlerdir.
Filistin hiçbir zaman sadece Arapların meselesi olarak görülmemiş,Türkiye’den Pakistan ve hatta Endonezya coğrafyasına kadar bütün İslam dünyasında yakından takip edilen bir konu olmuştur.
Batılı devletlerin İsrail’e ve savunduğu siyonizme verdiği destek, 1917’den bu yana İslam-Batı ilişkilerinde de gerilime sebep olmuştur.
Siyonizm hareketi ortaya çıktığı andan itibaren Küresel Güçlerin desteğini alarak Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devleti kurma projesini hayata geçirmiştir. 1917-1948 yılları arasında İngiltere’nin desteği ile büyüyen hareket,1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasından sonra Amerika’nın desteğini almıştır.
Avrupa’nın Holokost karşısında hissettiği suçluluk duygusu ve Amerika’nın bölgesel çıkarları, İsrail devletini ve onun yayılmacılık siyasetini  meşrulaştırırken, Filistin topraklarının işgal edilmesini, Filistin halkının aşağılanmasını ve sürgün edilmesini haklılaştıran bir işlev görmektedir.
Batılı ülkeler açısından Filistin meselesi; Filistin sınır hattı ile daraltılamayacak kadar geniştir. Zira Siyonizm hareketinin yol gösterici olarak kabul ettiği Tevrat’ta Nil deltasında Fırat nehrine kadar olan bir alan kurtarılmış toprak olarak kabul edilmektedir.
Bugün Siyonistler arasında ise bu toprakların Tanrı tarafından kendilerine vaat edilmiş toprak olduğu inancı hakimdir.
Amerika devletini ve batı kamuoyunu arkasında alan Siyonizm hareketi görsel, yazılı ve sesli medyayı kullanarak Filistin meselesi önündeki tek engelin Filistinlerin olduğu yönünde algı yaratmaya çalışmaktadır.
Konuyla alakalı olarak çekilen filmlerde genelde Yahudiler masum, katledilen, barış yanlısı ve aydın kimseler şeklinde tasvir edilirken, Müslümanlar ise bilim ve teknik alanında geri kalmış, savaş yanlısı, terörist ve başkalarıyla bir arada yaşama yeteneğinden yoksun kimseler olarak anlatılmaktadır.
2005 yılında anket uzmanı Frank Luntz tarafından Amerikan Yahudi iş adamları için hazırlanan raporda ‘‘Filistinlilere Arap deyin’’ şeklinde bir öneri ortaya atılmıştır. Bu önerinin altında yatan sebep İsrail’in işgal ve şiddet politikalarını meşrulaştırma amacından ileri gelmektedir. Zira dünya kamuoyu için Filistinli demek akla mülteci kamplarını, baskıyı ve evlerinden kovulmuş binlerce Filistinli insanı akla getirirken, Arap kelimesi bu anlatılanlardan bağımsız olarak yerel giysileri içerisinde üç dört eşli petrol zengini ve Ferrarili zenginleri anlatmaktadır.
Burada Siyonistler algı operasyonları yaparak dünya kamuoyunu yanıltma amacı taşımaktadırlar.
Üzülerek ifade etmek gerekir ki; Bugün Filistin halkı acı çekiyorsa bunun sorumlusu İsrail kadar, duyarsız Arap rejimleridir.
Bölgesel meseleler karşısında Arap Birliği içerisinde yaşanan çatlaklara yakından baktığımızda da Arap dünyasındaki birlik fikrinin ne kadar zayıfladığını görebiliriz. 2017 yılında Katar’a yönelik başlatılan ambargo, İsrail’in bir Arap Birliği üyesi olan Suriye’ye ait olan Golan tepelerini ilhak etmesi ve Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak ilan edilmesi konusunda Arap Birliği ve birliğe üye ülkeler ortak ve güçlü bir tavır ortaya koyamamıştır. Hatta Kudüs’ün statüsünün görüşüleceği İİT’nin 2017 yılındaki İstanbul zirvesine Suudiler alt düzeyde bir katılım göstererek bu konuda hayret uyandıracak bir duyarsızlık sergilemişlerdir. Yine bazı Arap ülkelerinin kendisi de bir Arap Birliği üyesi olan Katar’a karşı uyguladıkları ambargo ve yaptırımların bir benzerini işgalci İsrail’e uygulamaktan imtina etmesi Araplar rejimlerinin samimiyetsizliğini ortaya koymaktadır.
Balfour Beyannamesi sonrasında yaşananlar Haçlı sefelerinin bir devamı ya da modern sömürgeciliğin bir başka görünümü olarak kabul edilebilir. Fakat Filistin meselesine indirgemeci bir yaklaşımla bakmak doğru değildir.
Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla bölgede ortaya çıkan jeopolitik boşluğu doldurma yarışına giren Batılı sömürge güçleri, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurarak Orta Doğu’daki varlıklarını devam ettirmek istediler. Böylece modern sömürgeciliğin tarihi,Arap ve İslam ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmalarıyla sona ermemiş tersine Filistin meselesi ile derinleşerek devam etmiştir. Geleneksel Yahudilikten ayırt edilmesi gereken Siyonizm,modern bir ideoloji olarak Avrupa’nın sömürgeci amaçlarına hizmet ettiği için destek görmüştür.
Filistin topraklarının ve halkının işgal altında olduğu gerçeği İslam Dünyası ile Batı dünyası arasındaki ilişkileri zedeleyen bir etkiye sahiptir. Batı Şeria,Kudüs yahut Gazze’de yaşanan her hadise,buna şahit olan Müslüman yürekleri de yaralamaktadır.
Osmanlı yönetimi altında yaklaşık olarak olarak üç yüz yıl boyunca sevgi ve kardeşlik ikliminin hakim olduğu coğrafyada bugün kan ve gözyaşı hakimdir.
Bugün Filistin meselesi hakkında insanlarımız arasında ön yargılı bir bakış açısı mevcuttur. Halkımızda genel kanı Arapların Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler ile işbirliği yaparak Osmanlı Devleti’ne karşı savaştığı ve bu nedenle de dost olmadıkları yönündedir. Ancak tarihi kaynaklar incelendiğinde Çanakkale Cephesi’ne en çok asker gönderen yerlerden birisinin de Filistin olduğu görülmektedir.
Birinci Dünya Savaşında İngiliz Ajan Lawrence ile işbirliği yapan Şerif Hüseyin ve oğullarıyla Filistinli mücahitleri birbirine karıştırmamak gerekir.
Bu yönde bir kanı edinerek yaşananları yorumlarsak şüphesiz ki siyonizmin elde etmek istediğini kendisine vermiş oluruz.
Muhammed İkbal’inde söylediği gibi ‘‘Müslüman Dünya’nın gidişatından sorumludur.’’
Duyarsız kalamayız.
Hz.Ali’nin de dediği gibi Bir zulmü durduramıyorsak en azından onu herkese duyurmalıyız.
Filistin halkının hak ettiği özgür,bağımsız ve adil bir yaşama biçimine ve siyasi düzene kavuşması dileklerimle….

Selam, saygı ve dua ile…





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI